türk basını
6 Kasım 2005 - Hürriyet Keyif
Buzuki Orhan yeni albümü Maziden’le...
Eskiden buzuki çalan Orhan vardı, şimdi dünya müziği yapan Orhan var
“Denedim, bazen yanıldım ama bu albümde tamamdır, oldu” diyor, Buzuki Orhan. Aslında artık ‘Buzuki’ diye anılmak istemiyor. “Ben müzik adamıyım, şarkı söylerim, dans ederim, buzukiden başka sitear ve lavta da çalarım” diyor. Doublemoon’dan çıkan son albümü Maziden’e bütün müzikal ve duygusal birikimini yatırmış. Ona göre anlayan için bir nükleer silah kadar güçlü bu albüm. Orhan Osman’la maziden’i, maziyi, artık nasıl bir müzik yapmaya karar verdiğini, break dance’ı ve ders verdiği çatlak profesörü konuştuk.
İstanbul’dan geleli 10 yıl oldu. Gezgin bir insan olduğunuzu söylerdiniz. Burada sebat ettiniz galiba?
İstanbul’a 15 günlüğüne gelmiştim, ud almak için. Ama geldiğimin ikinci günü karıma aşık oldum ve burda kaldım. Hayatım değişti. Budur olay dedim. İstanbul benim son durağım. Aynı zamanda gerçek anlamda müziğin başladığı yer. Buraya gelene kadar çok yere gittim, birsürü iyi müzisyenle çaldım ama hiç bir şey öğrenmemişim. Burdaki renklilik ve zenginlik hiçbir yerde yok. Dışarısı hep suni, maket gibi her şey. Ben kendimi İstanbul’da buldum. Eskiden buzuki çalan Orhan vardı, şimdi dünya müziği yapan insan var.
Artık buzuki olarak anılmak istemiyor musunuz?
Buzuki benim klavuzum. Ama ben artık buzukinin dışında şeyler yapmaya başladım. Buzukiyi çalıyorum ama sahnede yaptığım şovlar, çaldığım diğer enstrümanlar, söylediğim şarkılar da benim müzikal kimliğimi oluşturuyor. Ben artık müzik adamı olarak anılmak istiyorum.
Önceki albümler denemeydi
Sizi çaldığınız her yerde takip eden fanatikleriniz var. Nasıl bir albüm bekliyorlar sizden?
Herkes beni bir yere koyuyor. Buzuki Orhan, Balkan çalmalı ya da rebetiko çalmalı diyorlar. Ya da ilk albümündeki gibi hepsini yapmalı. “Maziden” öyle bir şey değil. Evet yine hepsinden birşeyler bulabilirler ama çok daha karakteri oturmuş bir albüm. İlk zamanlar herşeyden koymak istiyordum. Keman da olsun kemençe de olsun, şu da olsun... Ee peki hepsini topladık da şimdi ne çaldıracağız bunlara. Böyle iyi bir şey çıkmıyor. Sonuçta ben de büyüyorum. “Maziden” o yüzden çok mantıklı ve herşeyi yerli yerine oturtmuş bir albüm oldu. Sade ama eğlenceli bir albüm.
Bundan önceki albümlerin ayakları yere basmıyor muydu peki?
Türkiye’de dejenere olmuş bir Yunan müziği dinleniyordu. Ben kendimce buna bir son vermek istedim. Elime pankartlar alıp sloganlar atarak yapacak halim yoktu bunu. Tabii müziğimle yaptım. İlk albüm Devr-i Alem böyle çıktı. Çok da başarılı oldu. Paramı da kazandım. Allah’a çok şükür. Temiz müzik yaparak da para kazanılacağını gördüm. İkinci albüm Gökkuşağı’nda iseiçime sinmeyen şeyler, çeşitli müzikal hatalar vardı. Çünkü elektronik müzik de olsun içinde istiyordum ama bunu biraz elime yüzüme bulaştırdım. Kıvıramadım, böyle hatalı iki üç parça vardı. O yüzden bu üçüncü albümü yapmaya giriştiğimde “Orhan, toparla kendini, bu işin şakası yok” dedim. Bütün müzikal geçmişimi ve birikimimi “Maziden” adlı son albümüme yatırdım.
Deneme yanılma yöntemiyle en güzelini buldum diyorsunuz...
Bu albümden öncekilerin hepsi deneyimdi. Artık yolumu buldum, çok bir şey denemeyeceğim. Çünkü neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrendim. Bir kere müzikte sadelik olmalı. Sağdan keman geliyor soldan bağlama, arkadan darbuka geliyor kafana çarpıyor. Şimdi aranjmanlar böyle. Hiç de iyi olmuyor bence. O albümü 3 kereden fazla dinleyemezsin, çünkü yoruyor. Bu albüm ortalığı kasıp kavuracak demiyorum. Ama anlayan için nükleer silah kadar güçlü diyebilirim.
Müzik haritasında nerelere gitmek istediğimi biliyorum
Müzikal kariyeriniz için de bir dönüm noktası o zaman “Maziden”...
Ben müziğe harita gibi bakıyorum. Haritanın bir tarafından çıktım yola. Yavaş yavaş bir takım yerleri geziyorum. Bazı gittiğim yerlere tekrar gidiyorum, bazılarına bir daha hiç uğramıyorum. Bu albümde nerelerde dolaşmak istediğime karar verdim.
Nerelerde dolaşmaya karar verdiniz?
Yunanistan, Türkiye, Balkanlar... Caz da kokmalı, Çingene müziği lezzeti de taşımalı, Hint müziği de olmalı. Ama benim bahsettiğim caz mesela bu gün dinleyip de anlamadığınız caz değil. Biraz swing tarzı. Duyduğunuz zaman ister istemez kafanızla ya da ayağınızla ritme eşlik ettiğiniz caz. Ben artık yolumu buldum. Dünya müziğinde ilerleyeceğim. Türkiye’de de 2-3 seneye çok büyük bir dünya müziği patlaması olacak. Çünkü pop müzik öldü, her şey denendi. Dünya müziği için en iyi malzeme Türkiye’de. Herkes geliyor buradan enstrümanlar alıyor, gitar gibi tutup çalıyor.
Türkiye’de dünya müziği yapan insanlar birbirlerinin albümüne konuk olarak katılıyor. Aranızda böyle bir işbirliği sözü var mı?
Müzik camiasında dünya müziği yapan ve bunu çok iyi yapmaya çalışan 50 kişi var. Bunların hepsi birbirini tanır ve bu insanların arasında para konuşulmaz. Para diye birşey yoktur. Telefon açılır, gidilir, çalınır.
Kendimi Kanıtlamak için tuvalete gitmeden çaldım
“Benim ilk enstrümanım bir parça tahta ve çamaşıripinden oluşuyordu. Atina’da 17 yaşımda rebetiko mekanlarında Yunanlılara Yunan müziği çalma iddiasında olan bir Türk’tüm. Çok acayip şeyler yaşadım. Ama kendimi kanıtladım. 7-8 saat hiç durmadan, tuvalete gitmeden çalıyordum. Bulgaristan’a gittiğimde Balkan müziği çalmaya başladım. Balkan çok hızlı bir müziktir ve buzuki aslında buna uygun bir enstrüman değil, hızına ayak uyduramıyor. Ama ben hırs yaptı ve buzukiyi akordeon gibi çalmaya başladım Avrupa’ya gittiğimde ise klasik caz merakım başladı. Daha sonra Hint mistisizmiyle ilgilenmeye başladım. Hint müziğini de ekledim müziğime son olarak. Yunan, Türk, Balkan, caz ve Hint müziğini tek bir potada erittim. Bu haliyle yaptığım müziğin ismi, ne bilmiyorum işte.